Sanat Molası
← Film Analizleri

Ayna

Andrei Tarkovsky · 1975

Ayna
Tarkovsky, Ayna’da rüyaların şiirsel biçimde birbirine karıştığı, zamanın metafizik bir hâl aldığı ve mekânların birbirine dönüştüğü bir dünya kuruyor. Karakterler, hayatın anlamı ve hiçliği arasında sürüklenirken film, ölmekte olan Aleksei’nin hayatını, çocukluğunu ve geçmişini yansıtıyor. Geleneksel bir olay örgüsünden uzak olan Ayna, rüyalar, anılar ve bilinçaltı üzerinden ilerliyor. Tarkovsky’nin kendi hayatından da izler taşıyan, kişisel deneyimleriyle iç içe geçmiş otobiyografik bir yapıya sahip. Ayna dendiğinde akılda kalan ilk şey olay örgüsünden çok görüntüler: yeşil tarlalar, gözyaşları, yanan bir ahır, saçlardan süzülen güneş ışığı, paslı odalar, akan su, kar, savaş, çocuklar, anne ve baba… Bu görüntüler belirli bir sıraya bağlı olmadan zihinde dolaşıyor. Tarkovsky, seyirciyi Aleksei’nin zihnine ve rüyalarına sokarak olayları açıklamak yerine hissettiriyor. Aleksei’nin, annesinin ve karısının acısını tam olarak anlamlandıramasak bile onların yanında duruyor ve acılarını hissediyoruz. Tarkovsky, Ayna ile sinemayı bilinçaltının işleyişini gösterebilen bir araca dönüştürüyor. Doğrusal olmayan anlatım; annelik, savaş, çocukluk, hafıza ve yaşamın anlamı üzerine varoluşsal sorularla iç içe geçiyor. Kamera, mekânların ve nesnelerin üzerinde uzun uzun oyalanırken zaman adeta yavaşlıyor. Yağmur, ateş, saç ve akan su gibi doğa unsurları da filmin hafıza ve rüya atmosferini güçlendiriyor. Anılar ve rüyalar mantıksal bir bütünlük içinde ilerlemez; onları açıklamaktan çok hissetmek gerekir. Tarkovsky de seyirciden filmi çözmesini değil, kendisini görüntülerin akışına bırakmasını istiyor. Her kare, bir olaydan çok bir duyguya ve bir hatıraya dönüşüyor. Ayna, insanı kendi hayatına ve geçmişine dönmeye zorlayan bir film. Anıların ne kadar kırılgan ve geçici olduğunu, zamanla bulanıklaştığını ve bazen geriye yalnızca tarif edilemeyen bir duygu bıraktığını hatırlatıyor. Sinema burada geçmişi anlatan bir araç olmaktan çıkıp anıların kendisine dönüşüyor. “Bazen bir şeyler olur ve çocukluğumdaki evi ve etrafındaki çam ağaçlarını hayal etmeyi bırakırım. Sonra depresyona girerim. Ve tekrar çocuk olacağım, her şeyin hâlâ önümde olacağı ve her şeyin mümkün olacağı o hayali yeniden görebilmeyi dört gözle beklerim…” Ayna, geçmişi hatırlamaktan çok, geçmişin insanda bıraktığı duyguyla yaşamayı anlatan bir film.