Solaris
Andrei Tarkovsky · 1972

Tarkovski, Stanislaw Lem’in romanından uyarladığı *Solaris*’te bilimkurgunun teknolojik yönünden çok insanın iç dünyasına, hafızasına ve vicdanına odaklanır. Lem’in “yüce bir bilinmezle karşılaşma” fikrinin aksine Tarkovski, Kelvin’in geçmişiyle ve kendi vicdanıyla hesaplaşmasını merkeze alır. Bu nedenle filmde uzay istasyonunun soğuk ve uzak atmosferine karşılık, yeryüzü sıcak, renkli ve nostaljik bir “ev” olarak konumlanır. Film boyunca Kelvin’in geçmişi, ailesi ve özellikle babasıyla kurduğu bağ, uzayın boşluğuna karşı bir sığınak hâline gelir.
Solaris’in okyanusu ise Tarkovski’nin yorumunda fiziksel bir varlıktan çok insan zihninin bir yansımasıdır. Okyanus, insanların uykuları sırasında hafızalarını ve bastırdıkları arzuları tarayarak onların en derin korkularını ve vicdanlarını görünür kılan “ziyaretçiler” yaratır. Kelvin’in karşısına çıkan Khari de geçmişte intihar eden eşinin kendisi değil, onun zihninden okyanusun ürettiği bir kopyadır. Başta bu varlıktan korkan Kelvin, zamanla Khari’nin kendi vicdanının ve geçmişinin bir yansıması olduğunu fark eder. Uyuyamayan ve ölemeyen bu ziyaretçiler, insan ile insan olmayan arasındaki tekinsiz sınırı ortadan kaldırırken okyanusun sürekli değişen, kararsız yapısını da temsil eder.
Tarkovski, okyanusun kendisini ayrıntılı biçimde göstermek yerine onun insan zihninde yarattığı etkiyi anlatır. Filmdeki parçalı ve döngüsel zaman, rüyaları andıran anlatım ve dairesel kamera hareketleri, okyanusun sürekli dönüşen yapısını yansıtır. Kelvin’in rüyasında farklı Khari’lerle ve annesinin genç hâliyle karşılaşması, hafızanın nasıl parçalar üzerinden çalıştığını gösterir. Özellikle parlak beyazlıkla verilen boşluk duygusu, varlık ile hiçlik arasındaki belirsizliği güçlendirir. Okyanusun yarattığı ziyaretçiler de “hiçbir şey yerine neden bir şey var?” sorusunu somutlaştırır; insanın arzusu, düşüncesi ve hatırası doğrudan maddi bir varlığa dönüşür.
Filmin sonunda Kelvin’in eve dönüşü gerçek mi, yoksa okyanusun yarattığı bir yanılsama mı olduğu belirsiz bırakılır. Babasını görür, ona sarılır ve su altında gerçekleşen bu kavuşma, Kelvin’in geçmişine ve özlemine ulaşmasının son noktası olur. Kamera yavaşça evden, bahçeden ve adadan uzaklaşıp yeniden okyanusa yönelirken Tarkovski, evi insanın boşluk karşısında bulduğu bir sığınak olarak gösterir. Böylece *Solaris*, bilinmeyeni çözmekten çok onun karşısında insanın hafızaya, sevgiye, vicdana ve eve tutunma ihtiyacını anlatan bir filme dönüşür.
